Sokak Fotoğrafçılığı için Tavsiyeler ve Faydalı İpuçları


Önceki yazımızda, sokakta işimizi kolaylaştıracak ekipmana değinmiştik. Bu son yazıda da ilerlememizi kolaylaştıracak alıştırmaları, genelde bu türe gönül ve emek veren insanların önerilerine kendi fikrimizi ve cüzi deneyimimizi de katarak aktaracağız. Bu tavsiyeler hem bir tür alıştırma, hem de ustalığa giden yolda belki de hiç eremeyeceğimiz hedeflerdir. Yani “bu alıştırmaları mükemmel yapamayan sokak fotoğrafı çekemez” demek kesinlikle değildir.

Bu alıştırmalar zamanla kişinin kendi tekniğini oluşturur. kendine uygun bir tekniği özümsemeyen fotoğrafçı, geliştirene kadar sanatçı olamaz, ancak taklitçi olur. Doğru tekniği uygulamak ne kadar önemliyse ona kendimizden katacağımız yorum da bir o kadar önemlidir.

1. Fotoğraf farkındalığı: Nereye gidersek gidelim, ne yaparsak yapalım. Yanımızda makine olsun olmasın. Işığın olduğu yerde fotoğraf vardır. Görme alıştırması (fotoğraf farkındalığı) kanımca en zor ve katma değeri en yüksek alıştırmadır. Tek yapılması gereken, yaşadığımız an içinde müsait olduğumuz zaman kameramız varmış gibi “an”ın estetiğini görmeye çalışmaktır.

Bunu kolaylaştırmak için ben kendime hep şu soruları sorarım:

a. Burada insanlar nasıl yaşıyor?

b. En büyük sorunları neler?

c. Burada bakmaya değer neresi var?

d. Burayı en iyi ne anlatır?

e. Buranın nesi meşhur?

f. Işık nerede? Gölge nerede? Saat kaçta daha iyi ışık gelir?

g. Burayı sadece bir fotoğrafla nasıl anlatırım?

İlk başta bu sorulara cevap tutuk oluyor. Örneğin “burada insanlar nasıl yaşıyor?” sorusunun cevabı uzun bir süre “ne bileyim” “bana ne” iken zamanla: “bu sokakta çok kafe ve restoran var insanlar dışarıda oturup bir şeyler içerken akşam bu sokaktan çöp arabası geçiyor değişik bir tezat oluşturuyor” cevabına dönüşüyor.

Sonuç, aşağıdaki fotoğraf:

Şehrin iki yüzü, 2011, Santa Catarina, Portugal

Işığın çok dik geldiği yerlerde sabah erken veya akşam güneş batarken fotoğraf çekimi planlanıyor. Seyahatlerde bilgi almak için sorulan sorular bile zamanla değişiyor ve yukarıda yazdığım maddelere benzemeye başlıyor. En ufak bir seyahat öncesinde bile Google’dan istihbarat alınıp nerelerin saat kaçta fotoğraflanacağı planlanarak çıkılıyor. Örnekler artırılabilir, herkeste farkındalık farklı çalışacaktır. Ortak olan, fotoğraf farkındalığı geliştirebilmiş kişinin, işyerinin tuvaletinden Amerika seyahatine kadar hayatının her anını farklı görüp yaşayacağıdır.

2. Deklanşör refleksi:  Optik olarak benzemesine ve aynı amaçla kullanılabilmesine rağmen fotoğraf makinesi dürbün değildir. Genellikle sokak fotoğrafçılığında göz hizasına kaldırılıp dakikalarca kompozisyon yapılamaz. Peki neden? Biz insanız. Objemiz de öyle. İnsan insana bir ilişki sokak fotoğrafı… Bizim işimiz görmek. Makine görmez. Onun işi, bizim görüp etkilenip yorumlayıp zihnimizde yarattığımız resmi fotoğraflamaktır. İnsan insana ilişkide araya girer makine. Ve orada ne kadar kısa süre kalırsa o denli iyi olur. Yoksa insan bağı kopar. Makine insandan önemli oluverir.

Benim yöntemim:

a. Gör (fotoğraf artık zihnimde)

b. Hazır ol (vizörde/ekranda ne göreceğim? AF noktam doğru yerde mi? Resmi nasıl kompoze ettim? Kadraja davetsiz misafir yaklaşıyor mu? ISO tamam mı?)

c. Makineyi kaldır ve içinden say “bir, iki, klik” 1 saniyede kadrajı zihnindeki gibi oturt. 1 saniye odaklama için ve deklanşöre bas. Makineyi indir. Onun işi bitti.

Metro dağılıyor, 2012, Trindade Station, Portekiz

3. Az ve öz çekmek: Dışarı çıkıp daha köşeyi dönmeden on tane fotoğraf çekmek, kendi çığlığında sağır olmaktır. Az çekmek ve öz çekmek gözlemlemekle mümkündür. Sokak fotoğrafçısı bakar, görür. Uygun bulursa bekler ve çeker. Amaç eve çok fotoğrafla dönmek
değil,gördüklerini aktaran, ruhu olan fotoğraflarla dönmektir. Daha az fotoğraf, kare başına daha uzun süre post process(photoshop) şansı ve tabii daha bitmiş ürün demektir.

Benim formülüm:

a. Yürüyüş yapmadığım standart bir gün = maksimum 5 klik

b. Yürüyüş = maksimum 20 klik

c. Fotoğraf gezisi = maksimum 60 klik/gün

d. Daima RAW çekmek ve RAW dosyaları asla silmemek

Dikkat edilirse klik diyorum fotoğraf değil. 100 tane çekip günün sonunda sile sile 5 tane kalmayacak. Maksimum 5 klik demek makinenin deklanşörü o gün en fazla 5 kere açılacak demek.

Şüphesiz daha çok yazılıp çizilecek var ama bence en önemli 3 aşama burada yazdıklarımız.

Bunlara ek olarak:

  • Çok okumak, yeni sokak akımlarını takip etmek, kopyadan kaçınarak esinlenmeyi bilmek.
  • İnsanlarla kendini kıyaslamadan, onları ve fotoğrafladıkları yerleri anlamaya çalışarak bol bol portfolyo incelemek.
  • Her hafta en az 1 adet kendi fotoğraflarından basmak.
  • Projeler oluşturarak bir amaç için çekmek. (Ör: Beyoğlu sokak sanatçıları, Acele edenler, Yaz festivalleri, Kırmızı saçlılar vs…)
  • Arada filmli (analog) makine ile çekmek.
  • Fotoğrafa ara vermemek. Tıkandıkça, sıkıldıkça, bunaldıkça makineyi alıp 2-3 fotoğraf çekip gelmek. Mümkünse her gün çekmek. Makineyi kötülememek, zaman zaman daha basit bir makine ile kendini zorlamak. (Ör: cep telefonu)

En önemlisi: Farkındalık ve görme bilinci açıldıkça alınan zevki paylaşarak ve dostlarla yardımlaşarak ANlardan ve ANların toplamı olan yaşamdan keyif ve mutluluk duymak.

Makam, 2011, Porto, Portekiz

Sevgilerimle

M. Enis Leblebici