Nikon 1 V1 İncelemesi


NEREDEN ÇIKTI BU NİKON 1?

Vallahi bence Nikon da hala çözemedi 🙂

Şaka tabi…

Nikon’un, Nikon 1 serisiyle hedeflediği amaç şu: Hızlı, ufak bir gövdede insanların %90’ına yetecek fotoğraf kalitesi vermek.

Peki V1’in hedef kitlesi kim? Bu sorunun cevabı biraz karışık. Cevap için incelemeyi okumanızı tavsiye ederim.

NEREDEN ÇIKTI BU NİKON 1: OTOMATİK ODAKLAMA

DSLR sistemlerinde otomatik odaklama için objektiften giren ışığın bir ayna yardımıyla odak algılayıcısına düşmesi gerekir. Siz fotoğrafı çekene kadar objektiften gelen ışık ayna sayesinde odak algılayıcısına ve optik bakaca gelir. Bu sistemde gelen ışık iki faza ayrılıp karşılaştırma yapılarak odaklama yapılır. “Phase detection autofocus” denen bu sistem son derece hızlı. Aynasız sistemlerde ayna olmadığı için odaklama algılayıcısı da yok; aslında var ama DSLR’larınkinden farklı bir sistem.

Aynasız sistemlerde genel olarak (kompaktlarda oldugu gibi) kontrast bazlı odaklama sistemi kullanılır. Aynasızların öncüsü Panasonic ve Olympus’un ilk modelleri otomatik odaklama ve serilik konusunda (çekim hızı, deklanşör gecikmesi, karta yazma vs..) DSLR’ların gerisindeydi. İkinci jenerasyon da bu konuyu çok çözemedi (E-PL2, E-P2, GF-2, G2). GH2 ve sonraki serilerde bu sorun yarı yarıya çözüldü: GH2 odaklama hızı konusunda giriş seviyesi bir DSLR kadar iyi ama odağı takip etme konusunda hala kompaktlar kadar kötü. Son seri Olympus ve Panasonic m4/3 gövdeler (objektife de bağlı olarak) ilk odağı yakalamada müthiş hızlı, DSLR’lardan farkları yok denebilir. Sony NEX serisi de, Samsung NX serisi de aynı dertten muzdaripti: Odaklama hızı ve odağı takip etme.

İşte Nikon bu sorunu, algılayıcıya otomatik odaklama noktaları gömerek çözdü. J1 ve V1‘deki algılayıcıda 73 adet (tek odak noktası seçildiğinde) odaklamaya yardımcı piksel var, bunlar “phase detection” odaklama yapmaya yarıyor. Çoklu odak noktası seçeneğinde bu sayı 41’e düşüyor. Nikon 1 serisi aynı zamanda kontrast bazlı odaklama sistemi de kullanıyor, bu yüzden bu sisteme Nikon “hibrit otomatik odaklama – hybrid autofocus” diyor: Yani iki odaklama sistemi de çalışıyor ve makine ikisi arasında otomatik olarak geçiş yapıyor. Nikon 1 gövdeleri ile (J1, V1, J2 ve V2) koşuşturan çocuklarınızı iyi bir DSLR sistemi kullanıyormuş gibi rahat çekebilirsiniz (kısıtlamaları var elbet, aşağıda bir yerlerde yazdım).

Son çıkan Canon EOS-M, Canon 650D ve Sony Nexler’de de hibrit otomatik odaklama sistemi kullanılıyor.

NEREDEN ÇIKTI BU NİKON 1: ÇEKİM HIZI

Nikon 1 çıktığında tam çözünürlükte en hızlı çekim yapan DSLR’lar saniyede 10-12 kare çekiyordu. Peki aynasızlar? Ortalama 4-5. NEX’ler saniyede 10 kare çekiyor ama NEX-5N buna sadece 1 saniye devam edebiliyor. Nikon V1 elektronik deklanşör modunda saniyede tam 60 kare çekebiliyor! İsterseniz saniyede 10 ve 30 kare seçenekleri de var. Mekanik deklanşör modunda bu hız saniyede 5 saniyeye düşüyor ama 45 civarında RAW çekebiliyorsunuz ki piyasada bunu yapabilen DSLR sayısı cidden az (kimin ardarda çekilmiş 45 tane RAW’a ihtiyaci olur? Bu da ayrı konu).

Saniyede 10, 30 ve 60 kare çekim seçeneklerinde ISO’yu, beyaz ayarını ve pozlama yöntemini seçemiyorsunuz. Saniyede 10 kare çekimde odaklama (sadece orta noktada) ve ölçüm çalışıyor, 30 ve 60’ta odak ve ölçüm ilk çekimden sonra sabitleniyor.

Not: Elimdeki Sandisk 16GB 30MB/sn kartın hızı V1’i tam kapasiteyle kullanmaya yetmedi. Sanıyorum daha hızlı bir UHS-I kart gerekli. Saniyede 5 kare çekimde sıkıntı yok (8-10 saniye kadar RAW+JPEG çekebiliyorsunuz) ama saniyede 10 kare ve üzerinde RAW+JPEG çekiyorsanız karta yazma süresi bayağı uzuyor ve bir kerede 4 saniyeden fazla çekemedim. Tampon bellek boşaltılırken hala fotoğraf çekebiliyorsunuz, orası ayrı. Yani makine kilitlenmiyor. 1GB DDR tampon bellek gerçekten işe yarıyor.

NEREDEN ÇIKTI BU NİKON 1: SERİ KULLANIM

Nikon V1‘i kullandığım süre içinde hiç kilitlenmedi, yavaşlamadı, tampon bellek dolmadı, sonraki çekim için “bi dakka abi, bi rahatlıyım” demedi. Açıkçası Nikon D700 kadar, belki daha rahat kullandım diyebilirim (hız ve tampon bellek bakımından). Deklanşör gecikmesi de yok denecek kadar az. Gerçekten hızlı otomatik odaklama ile birleşince, V1 ciddi bir performans makinesi oluyor. Ha unutmadan, V1’de çift EXPEED işlemci var!

NEREDEN ÇIKTI BU NİKON 1: BASİT KULLANIM

Nikon 1 serilerinde PASM modları yok. Aslında var da, menüler içinde gizli. Kompakt makineden gelmiş bir aile babası/annesinin tek yapması gereken şey makineyi “fotoğraf çek” moduna alıp deklanşöre basmak: V1 hemen herşeyi sizin için hallediyor. Işık ölçüm becerisi, odaklama sistemi ve hızı gerçekten çok ileri seviyede. Menüler de karışık değil.

NIKON 1 SİSTEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ

Nikon 1 sisteminde şu anda 4 gövde var: J1, V1, J2 ve V2. V1 ve V2 daha üst seviyede. V serisi elektronik bakaç, daha büyük tampon bellek, harici mikrofon girişi, harici flaş desteklemesi (1 serisine özel flaşları) ve yaklaşık 2 katı pil kapasitesiyle J serisinden ayrılıyor. Buna karşılık J serisinde dahili flaş var. V1’de harici flaş kullanmak zorundasınız. Bu hatayı gören Nikon V2’ye de dahili flaş koydu, bu sayede benim gibi V1 kullanıcılarının çeşitli kötu fikir ve düşüncelerini de haketmiş oldu (küfür demiyim).

V2 hariç tüm 1 serisinde 10 MP’lik CX algılayıcı var, V2’de aynı boyda algılayıcıya 14MP sokuşturmuşlar.

“CX” ne diyenler için:

Daha başka boyutlu algılayıcılar da var, onlar bu şekilde yok. CX’i görebildiniz mi?

Bir de algılayıcılarda “kesme çarpanı” denen birşey var. 35mm tam kare algılayıcının diyagonalini diğer algılayıcıların diyagonallerine bölerek bu değeri buluyorsunuz. Buna göre 35mm algılayıcının (örneğin 5DMarkIII) diyagonali olan 43.2mm değerini (yaklaşık) Nikon 1’deki CX algılayıcının diyagonali olan 15.86mm’ye bölerseniz 2,72 değerini bulursunuz. Demek ki CX’in kesme çarpan değeri 2,72. Bu çarpan değeri neyi anlatıyor?

Yukarıdaki şekle bakın, ve elinizde tek bir objektif olduğunu ve bu objektifin tüm makinelere takılabildiğini düşünün. Ve diyelim ki bütün algılayıcılar 10MP. Şimdi bu objektifin üzerine tüm algılayıcıları koyun. Yukarıdaki şekle hala bakıyorsunuz değil mi? İşte bu algılayıcılar kapladıkları kadar bir alanı 10MP’lik fotoğrafa büyütecekler! 1″ algılayıcı da 10MP, APS-H Canon 1DMarkIII de 10MP. Fark ne? Küçük algılayıcı, daha küçük bir alanı 10MP’ye büyütüyor değil mi (şekle bir daha bakın)? Nikon 1’de bu çarpan 2.7. Bu ne demek? 50mm’lik bir objektif 35mm eşleniği olarak 135mm olarak görünecek (50mm x 2.7) değil mi?

Değil!

Yukarıda o kadar anlattık kardeşim, git bir daha oku 🙂 Objektifin hiçbir şeyi değişmiyor, değişen şey algılayıcı boyutu. Algılayıcı ufaldığı için daha ufak bir bölgeyi büyütüyor, bu yüzden sanki objektifin odak mesafesi artmış gibi görüyorsunuz.

Aşağıda bazı yaygın algılayıcıların kesme çarpanı var:

Boyutlara dikkat ederseniz, Nikon 1’deki CX algılayıcısının 3:2 oranında olduğunu görürsünüz, halbuki m4/3 ve altındaki diğer algılayıcıların oranı 4:3. Bu sayede eğer Nikon 1 serisini DSLR’ın yanına yedek makine olarak kullanıyorsanız kesme almanıza gerek kalmayacak.

CX algılayıcı m4/3’ten ufak, Fuji X10 ya da Fuji XS-1 gibi aletlerdeki 2/3″ algılayıcıdan büyük; yani kompaktlarla m4/3 sistem arasında kalıyor. Performansının da tahminen bu aralıkta olacağını söyleyebiliriz, ama bunun doğru olup olmadığını aşağıda göreceğiz. Asıl mesele 2.7 kesme çarpanı.

2.7 çarpan sayesinde telefoto objektif yapmak kolay. 100mm bir objektif 35mm tam kare eşleniği olarak 270mm oluyor. Telefotoda çok sorun yok. Asıl mesele süper geniş açıda. Sigma 12-24mm tarzı bir objektif yapmak hiç kolay değil. Nikon bir tane 18-36mm duyurdu ama Nikon 1 kullanıcıları 1 seneden fazla bir süredir bu objektifi bekliyor.

Ayrıca bir de diyafram olayı var: f3.5 dediğin şey alan derinliği açısından 35mm tam karede f9.0-10 arasına denk geliyor. Peki f5.6? f16 civarı. Yani örneğin 10-30mm kullanıyorsanız 30mm’de alan derinliği açısından f16’dan başlıyorsunuz. Sonuç? Nikon 1 kullanıcıları için “bokeh” yaratmak biraz daha zor. İmkansız değil elbet ama daha zor. m4/3 kullanıcıları bunu 45mm f1.8 ya da 75mm f1.8 gibi objektiflerle aşıyorlar, Nikon 1 sisteminde “bokeh” için en iyi seçenek yeni duyurulan 32mm f1.2 .

Algılayıcı boyutunun getirdiği bir diğer şey de “ışık saçılması” (bu bağlantıdaki “ışık saçılması” başlığına bakın). Algılayıcı boyutu ufaldıkça, MP değeri ve objektifteki diyafram değeri arttıkça ışık saçılması olasılığı artıyor. Cambridgecolor diye güzel bir site var, orada bulunan yazılımla bir hesap yaptım:

10MP’lik CX algılayıcının piksel boyutları yaklaşık 19MP’lik m4/3 algılayıcı kadar olduğu için burada 19MP’lik 4/3 algılayıcı seçtim (CX algılayıcı şu anda seçeneklerde yok). Yukarıda “Set circle of confusion based on pixels” seçeneğini seçtiğim için hesap sadece megapiksel değeri ve algılayıcı boyutuna bağlı. Gördüğünüz gibi f5.6’da ışık saçılması yok ama tam limitte, f8’e çıktığında bu sorun başlıyor. f11 ve f16’da keskinlik azalmasını rahatlıkla görebiliyorsunuz.

Tabi bu bahsettiğim “sorun” büyük baskılar yaparsanız ya da fotoğrafın dibine girip bakarsanız geçerli. Şimdi aranızda “e fotoğrafın dibine girmeyecez de ne yapacaz?” diyenler olacaktır, işte o arkadaşlar hayatları boyunca mutlu olamayacaklar benden söylemesi 🙂
– Abi berbat bu fotoğraf neden saklıyorsun?
– Ama %100 bakınca çok keskin.
– İyi…

Neyse şaka bir yana maksimum performans için Nikon 1 serisinde f8’e pek çıkmamaya çalışmak lazım. Ama bir sorun var: DSLR’larda kit objektifler f8-f11 arası maksimum performans vermez mi? Nikon 1’in kit objektiflerinde telefotoda minimum diyafram f5.6, daha iyi objektif performansı için f8’e çıkmak istiyorsunuz ama bu sefer de ışık saçılması işin içine giriyor. Dolayısıyla Nikon 1 serisinin daha fazla sayıda hızlı objektife ihtiyacı var (f2.8 ve altı). Bu lafın aynısını m4/3 incelemelerinde de söylemiştim, neyse ki beni dinlediler de (Ken Rockwell efekti 🙂 ) Olympus f1.8 ve f2.0 objektifler çıkarmaya başladi.

Simdi gözünüz korktuysa benim ne yaptığımı söyliyim: Olabildiğince düşük diyafram kullanmaya çalışıyorum ama pozlama ve sahne neyi gerektiriyorsa diyaframı ona göre ayarlıyorum, yok ışık saçılmasıymış yok bilmem neymiş pek bakmıyorum. Ayrıca mevcut Nikon 1 objektifler f5.6’da bile yeterince iyiler ve maksimum çözünürlük ve keskinlik arayanlar yanlış yerdeler, hemen gidip D800E ve 50mm bir objektif alsınlar.

NİKON 1 İÇİN OBJEKTİFLER

Nikon 1 üzerinde 180 civarı Nikon objektif kullanabiliyorsunuz. AF-S olanlarla otomatik odaklama bile yapabiliyorsunuz….


Ama bunun icin FT-1 dönüştürücüye ihtiyacınız var. Bunu alabiliyorsanız iyi, almayacaksanız şu anda Nikon’un 1 sistemi için duyurduğu 6 adet objektif var:

– 1 NIKKOR VR 10-30mm f/3.5-5.6
– 1 NIKKOR VR 30-110mm f/3.8-5.6
– 1 NIKKOR 11-27.5mm f/3.5-5.6
– 1 NIKKOR 10mm f/2.8
– 1 NIKKOR 18.5mm f/1.8
– 1 NIKKOR VR 10-100mm f/4.5-5.6 PD-ZOOM

Nikon bunlara ek olarak 32mm f/1.2, 6.7-13mm f/3.5-5.6 ve 10-100mm f/4-5.6 objektifleri de duyurdu. Yeni 10-100mm’de zoom halkası da olacak ve boyutu ufalacak(mış).

Mevcut objektiflerin hiçbirinde odaklama halkası yok, manuel odaklama makineden yapılıyor. Onu bırak, mevcut 10-100mm’de odak mesafesini bile objektifin üzerindeki bir düğmeyle değiştiriyorsun! Bunun amacı video sırasında odak mesafesini yumuşak bir şekilde değiştirebilmek. Tüm objektiflerin gövdeye bağlantıları metal ve yapım kaliteleri ortalamanın üzerinde (hatta bayağı iyi). Odaklama çok hızlı ve sessiz.

Şimdi 35mm eşleniklerine (yaklaşık olarak) ve yorumlara bakalım:

– 1 NIKKOR VR 27-80mm f/3.5-5.6: Klasik kit objektif. Odaklama çok hızlı ve bayağı yakına odaklayabiliyor. Tahminimce 550D + 24-105mm L kadar hızlı odaklıyor. Olympus’un m4/3 kit objektifindeki gibi objektif kapalı geliyor, çalışması için bir düğmeye basıp “açmanız” gerekiyor. Optik olarak beğendim.

– 1 NIKKOR VR 80-300mm f/3.8-5.6: Diğer kit objektif. Bu da “kapalı” halde, çalıştırmak için açmanız gerekiyor. Ben bunu almadım ama alanlar 10-30mm’den daha çok beğeniyorlar. 80-300mm bir objektif için bayağı ufak.

– 1 NIKKOR 30-75mm f/3.5-5.6: J2 ile beraber duyuruldu. Kit objektife göre tek avantajı boyutları. Çok çok ucuz değilse 10-30mm’yi alın.

– 1 NIKKOR 27mm f/2.8: Bu da kit olarak satılıyor. Bayağı ufak bir 28mm. Sokakta gezinti için iyi olabilir. Odaklama sesi diğerlerinden fazla.

– 1 NIKKOR 50mm f/1.8: Klasik 50mm. Henüz kullanıcı görüşlerini göremedim. Fiyatı uygun sayılır, ama ben VR isterdim.

– 1 NIKKOR VR 27-270mm f/4.5-5.6 PD-ZOOM: Video amaçlı değişken odaklı telefoto objektif. Pahalı, büyük. Optik olarak fena değil. Ben sadece video için düşünürdüm, onun dışında biraz fazla kocaman. Dükkanda denediğimde NEX-5N’e Sony 18-200mm takmışım gibi hissettim, fazla dengesiz oldu.

Duyurulanlar:

– 85mm f1.2: Klasik portre objektifi. f1.2 değeri ışık alma açısından gene f1.2 ama alan derinliği açısından f3.2’ye denk geliyor (1.2 x 2.72). D800 + 85mm f1.8 kadar dar net alan derinliği vermese de 85mm f3.2 de fena değil. Çıkınca bakmak lazım. İnsallah Nikon buna çok fiyat çekmez.
– 18-36mm f3.5-5.6: Süper geniş açı objektif. Nikon 1 sistemi içinde önemli bir açığı kapatacak.
– 27-270mm f4-5.6 VR: Mevcut objektif video amaçlı, bu yeni duyurulan hem biraz daha ufak hem odak mesafesini değiştirmek için halkayla gelecek (mevcut olanda bu iş için düğme var). Fiyatı gene 800$ civarı çıkarsa en az satanlardan olacağı garanti.

NİKON V1’E DÖNELİM: MÜKEMMEL AMA ÇOK KÖTÜ

Aslında Nikon 1 sistemiyle ilgili yazacak çok şey var ama bunlardan ayrı ayrı değil V1’le ilgili konuşurken bahsetmeyi uygun gördüm.

Mükemmel: Muhteşem otomatik odaklama performansı, profesyonel seviyede deklanşör gecikmesi (yok denebilir), sessiz çalişma (elektronik deklanşör sayesinde), hiç yavaşlamayan kullanım (3 hafta içinde bir kere bile teklemedi), seri çekim modları, ufak gövde, harika otomatik pozlama becerisi, al-düşünmeden-çek makinesi, 12MP’lik m4/3lere yakın fotoğraf kalitesi, slow-motion video çekebilme, FT-1 sayesinde ucuza telefoto objektif sahibi olma (elimdeki tarihi eser Nikkon AI 135mm f2.8’i kullanmak büyük zevk, aynı şekilde 50mm f1.8D de öyle).
Çok kötü: Dengesiz objektif seçenekleri (ve pahalı FT-1 dönüştürücü), berbat ergonomi, iğrenç menü yapısı (NEX’ten bile kötü), bazı kompaktlardan daha kötü tuş seçenekleri, aşırı pahalı(ydı), sadece 10MP ve ufak algılayıcı (fiyatına göre), flaş yok (J1’de var!!), berbat ergonomi, berbat ergonomi, berbat ergonomi (söylemiş miydim?), en pahalı özelleştirilemeyen makine (sudan ucuz E-PL2’yi düşününce…).

Evet, inceleme bitmiştir. Uzun uzun okumak istemiyorsanız yukarıda yazdıklarım size yeterli.

BOYUTLAR VE ERGONOMI

Önce nasıl göründüğüne bakalım:

Bu haliyle aletin büyüklüğü çok belli olmuyor. Bunları çekerken yanına bir SD kart koysaymışım olurmuş ama su anda tembellikte bir daha uğraşasım gelmiyor 🙂 SD kart, hemen yukarıda görünen V1’in arka tarafinda DISP düğmesinin üstüne kadar geliyor, boyutunu öyle tahmin edebilirsiniz.

Şimdi diğer bazı aynasızlar ve G1X’le yan yana görelim:

Soldan sağa: Sony NEX-5N, Olympus E-PL2, Canon G1X, Nikon V1. Tahminen hepsinin kütleleri toplamı D700 + Tokina 28-70mm f2.6-f2.8 kadar falan oluyor.

Neden en çok G1X’i yanımda taşıdığımı anladınız mı? Objektifi kapalı olduğu zaman en rahat taşınan makinem G1X. Nikon V1’e 10mm f2.8 objektif takarsanız aynı boyutlara gelir (yukarıdan bakınca). En çok m4/3 objektiflerini sevdiğim halde en az E-PL2’yi kullanıyorum.

Nikon V1’in (olmayan) tutacak yerine dikkat edin. Diğer üreticilerin beyni olmadığı için makinelerine adam gibi tutacak yer yapıyorlar. Yoksa tam tersi mi doğru? Gerçi Olympus E-PL3’te de düz bir tasarıma gitti, o yüzden hala E-PL2 kullanıyorum, o da ayrı.

Biraz karanlık çıkmıs, ama boyutlar hakkında fikir verecektir. E-PL2 ve NEX-5N’e elektronik bakaç takarsanız daha yüksek olacaklar.

Nikon V1’in boyutları fena değil. Yaklaşık E-PL2’ye yakın. Yapım kalitesi çok iyi. Kasa magnezyum-alüminyum karışımı, ama arka panel plastik. Elde cidden sağlamlık hissi uyandırıyor, ayrıca boyutlarına göre bayağı ağır. E-PL2 362 gram, G1X 534 gram, NEX-5N 269 gram ve V1 383 gram. Ama nedense V1 G1X’ten daha ağır gibi geliyor çünkü olmayan tutacak yer yüzünden makineyi parmaklarınız arasında biraz sıkmak zorunda kalıyorsunuz, bir süre sonra eliniz ağrımaya başlıyor. En azından arka tarafında başparmak için hafif bir çıkıntı olsaymış o bile yetermiş. Bu haliyle V1’i tek elle tutmak çok zor, mecburen iki elinizi kullanmak zorunda kalıyorsunuz.

Peki iki eli kullanmak her zaman kötü mü? İki el kullanınca elinizde kompakt değil de DSLR tutuyormuş hissi oluşuyor biraz, ayrıca makineyi daha dengeli tutuyorsunuz ve daha az titreşim oluyor. İki elle tutmanın en büyük faydası şu: Nikon, “FT-1’in bayonetine 380 gramdan ağır objektif takmayın” diyor, yoksa bayonet zarar görebilir. FT-1 tek başına 150 gram, en ufak AF-S objektif 35mm f1.8G tek başına 200 gram. Eski manuel objektifler daha da ağır. Bu sorunu aşmanın tek yolu makine+objektif ikilisini gövdeden değil objektiften tutmak. İşte iki elle tutmaya alışırsanız V1’in bayonetini zorlamazsınız. Ben elimdeki eski Nikon AI 135m f2.8 objektifi takınca gövde+objektif ikilisini objektiften tutmaya alıştım. Yalnız bu olay farklı bir soruna yol açıyor: DSLR çantaları genelde objektifi aşağıda tutacak şekilde tasarlanır ki çantayı açınca gövdeden tutup çekip çıkar diye. V1 + 135mm f2.8 durumunda bunun tersi olmalı. Bu yüzden eğer ufak çanta taşıyorsam artık elimi makinenin altına sokup objektiften çekip çıkarıyorum, çantam büyükse aleti yan koyuyorum ki objektiften tutup çekmek kolay olsun.

Yarın öbürgün 28-300mm VR (tek başına 800 gram) kullanmayı düşünüyorum, eğer “objektiften tut” kuralını unutursam ve çantamdan V1’i tutup çekersem… Hani “hah, aldın mı eline?” derler ya (çok ayıp)… Düşünmesi bile kötü 🙂

Not: FT-1’i kullanmak için V1’in bellenim versiyonunu yükseltmeniz lazım. Detaya girmiyim, Nikon’un sitesinden son versiyonu bulun ve V1’e kurun. Benim aldığımda 1.00 vardi ve FT-1’i taktığımda “Objektif yok, kusura bakma çekemem” uyarısı veriyordu.

Ekran sabit! Bu fiyat aralığında sabit ekranlı aynasız kaldı mi? Bazıları yana açılıyor, en kötüsü yukarı-aşağı oynuyor. Ama bu fiyattaki bir alet için Nikon hareketli ekranı uygun görmemiş. Bence çok büyük eksiklik. Kullanana kadar “amaaan eskiden hareketli ekran mı vardı?” diyorsunuz ama alışınca vazgeçemiyorsunuz. Hadi diyelim V1’de bir hatadır oldu, yeni çıkan V2’de de ekran sabit! Tamam D800’e koymuyorsun ama böyle bir makinede hareketli ekranı neden bize çok görüyorsun ey Nikon?

Taşıma ipinin bağlandığı halkaların tasarımını beğenmedim. Bir metal halka diğer bir metale bağlı, bu yüzden metal metale sürtüyor ve hafif bir ses çıkarıyor. Her zaman değil ama bazen video sırasında bu sesi duydum. Halbuki taşıma ipi doğrudan gövdeye bağlansaydı böyle bir sorun olmayacaktı. Bazen firmalar böyle detaylara dikkat etmiyor.

Elektronik bakaç fena değil. 1.44M noktalı. Dioptri ayarı yapabiliyorsunuz. Hafif karanlıkta gölgeler biraz fazla kararıyor gibi. Olympus VF-2 ve Sony’nin elektronik bakaçları çok daha iyi gibi geliyor bana (ve Sony’ninki daha yüksek çözünürlüklü). Gene de alıştım sayılır. Özellikle manuel objektiflerle çekim yaparken bakaç çok büyük kolaylık. NEX’lerdeki gibi vurgulama yardımcısı (focus peaking) yok ama sahneyi 2 kat yakınlaştırabiliyorsunuz, böylece odak yapmak daha rahat oluyor. Ben NEX’teki sistemi tercih ederdim. Her neyse, elektronik bakacın olması iyi birşey.

Elektronik bakacın hemen yanında bir algılayıcı var, gözünüzü yaklaştırırsanız büyük LCD’yi kapatıp elektronik bakacı açıyor. Güzel birsey, ama bu aç-kapa olayı yaklaşık 1 saniye gecikmeli olduğundan çabuk olmanız gereken sahneleri kaçırabiliyorsunuz. Bazilari bu algılayıcıyı bir bantla kapatıp elektronik bakacı sürekli açık bırakıyorlar.

TUŞLAR VE MENÜ: BASİT OLSUN

Tuşlar mı? Ahanda yeminle söylüyorum: Bir alete 900$ isteyeceksin, ve bit kadar Canon IXUS’taki tuşları koyacaksın! Nikon mühendisleri “basit yapalım” diye gerçekten kötü iş yapmışlar.

V1’in üst tarafında (yukarıda göremiyorsunuz) açıp kapama düğmesi, deklanşör ve video çekme düğmesi var. Bunlar üst yüzeyle aynı seviyede, sadece deklanşör biraz çıkık. Yukarıdaki fotoğrafta elektronik bakacın yanında görülen kapak V1’in flaş ve GPS bağlantısını gizliyor. Buraya V1’e özel flaş ve GPS’i takabiliyorsunuz. Bunlar haricinde V1’e diğer Nikon flaşları uymuyor. Peki neden? Sebep ne? Yap adam gibi bir bağlantı noktası elimizdeki flaşları da kullanalım değil mi? Gerçi mevcut yeri o kadar kötü ki SB400’den büyük flaşlar dengesiz olurdu. Neyse ki V2’de dahili flaş var (“Neyse ki” diyorum da benim gibi V1 sahipleri ne yapsın ya?). Not: 1) Nikon, AS-N1000 isimli bir adaptör satıyor (Amazon’da su anda 15$ civarı). Bu adaptör sayesinde Rode tarzı harici mikrofonlar da kullanabiliyorsunuz, ama flaş takılamıyor. 2) “Bu kadar makinede onu yapmak zor” diyenler Olympus ve Panasonic’in gövdelerine baksınlar.

V1’i açma-kapama düğmesi haricinde, kit objektifleri “açarak” da açabiliyorsunuz. Yukarıda söylemiştim, Nikon 1’in 10-30mm ve 30-110mm objektifleri taşımak için “kapalı” geliyor, kullanabilmek için “açmanız” gerekiyor. İste bu “açma” sırasında V1 de açılıyor. İyi bir özellik. Ama objektifi kapatınca V1 kapanmıyor, keşke böyle olsaydı.

Arka tarafında bildiğiniz düğmeler var. Ama çok gerekli bazı fonksiyonlar için menüye girmek gerekiyor. Örneğin ISO, beyaz ayarı, çekim modları (PASM), ışık ölçüm metodları gibi çok gerekli ayarlar için menüye girmeniz gerekiyor. Menüde, Canon tarzı, bir “Benim menüm” olsaymış en azından çok kullanılanları oraya koyardınız, tek tuşla bunlara ulaşırdınız ama tüm bunlar için menüye girip gerekli yerlere gitmeniz gerekiyor. Uzun suredir birçok makinede olan “Hızlı kullanım menüsü” de yok. Yani sen bir makineye AE/AK-L tuşu koyacaksın, ama “ISO ya da çekim modları için menüye gir” diyeceksin, öyle mi?

V1’in arkasında, üst tarafta bir “F” tuşu görüyorsunuz değil mi? Sizce bu tuş ne işe yarıyor? Ben ilk gördüğümde “ne güzel, fonksiyon tuşu koymuşlar ki istediğin ayarı buradan yapabilesin” diye düşünmüştüm. Öyle olsaydı, en azından ISO ya da çekim modu değiştirmeyi bu tuşa atayabilirdim. Ama bu tuş neye yarıyor dersiniz: Perde turunu seçmeye!!! Yani bu tuş yardımıyla elektronik ya da mekanik perde arasında geçiş yapabiliyorsunuz! Allah’ım kafayı yiycem yahu! Her iddiasına varım: V1’in tuş ve menü tasarımını yapan mühendisle Nikon DSLR’larındaki “zamanlamalı çekim ile ayna kilitlemeyi aynı anda yapamama” belasını tasarlayan mühendis ayni kişi!

Hatta daha da iddialı söyliyim: Fiyatına göre dünyanın en kullanışsız aynasız makinesi Nikon V1’dir! Şaka yapmıyorum, aynen böyle düşünüyorum. Üzerinde tek düğme olan iPhone’u bile daha rahat kullanıyorum! (diğerleri ses ve açıp kapama düğmesi olduğu için tek dedim). F tuşu “Function” değil “Fun” tuşu olmuş. Şakacı Nikon…

Not: F tuşu video modunda “hızlı” ve “normal” video arasında geçiş yapmaya, hareketli enstantane modunda farklı temalar arasında geçiş yapmaya, çektiğiniz fotoğraflara bakarken de fotoğraflara yıldız vermeye yarıyor. Gerçekten de çok faydalı değil mi 🙂 ?

F tuşunun yanındaki kontrol hoşuma gitti (sürekli eleştirecek değiliz ya). Mevcut 10-100mm ile odak mesafesini değiştirebiliyorsunuz (objektifin üzerinde halka yok), ya da PASM modlarında ikinci tekerlek olarak kullanabiliyorsunuz. Kullanımı tekerleğe göre daha rahat geldi bana.

Tuşlar genel olarak biraz yumuşak gibi, sağlam gövdeye yakışmamış bence. Çok kötü değil, sadece beklediğim kadar iyi değiller. Arkada bulunan tekerlek de aşırı yumuşak (tekerlek ve yumuşak aynı cümlede…). Ucuz Coolpix modellerinde de aynı tuşlar var. V1’e yakışmış mı? Yakışmamış.

Nikon’un acilen bir bellenimle V1 icin “hızlı kullanım menüsü” yaratması lazım. Üzerinde daha az düğme olan aynasız Panasonic’ler bile dokunmatik LCD sayesinde daha rahat kullanılıyor.

V1’teki mod tekeri. Nikon bizim için düşünmüs ve bu modları uygun görmüş. Yani “bu aletin hedef kitlesi bu modları kullanır” diyor. Tasarımı yüzünden çantadayken ya da elimde tutarken bazen yanlışlıkla başka modlara geçiyor, diğer kullanıcılar da bundan şikayetçi. Ayrıca, şekillerden yukarıdaki iki modun ne olduğunu anlayabiliyor musunuz?
Akıllı fotoğraf seçme: Alet 20 fotoğraf çekip aralarında en iyi 5 taneyi seçip size onları veriyor. Peki bunları nasıl seçiyor? Keskinliğe ve pozlamaya bakarak. Bazen işe yarasa da örneğin bir arkadaşın gözleri kapalı pozu için “en iyisi budur” dedi. Şimdi böyle bir modu aranızda kaç kişi kullanır? 3 kere denedikten sonra bir daha hiç gerek duymadım.
Hareketli enstantane: Kısa bir videodan sonra bir fotoğraf çekiyor, ve sonradan bunu mevcut 4 müzik ile beraber seyredebiliyorsunuz. Yani “bu fotoğraf var ama ondan önce de böyle birşey oldu” modu. Bazen işe yarayabilir.Yukarıdaki modlara bir daha bakın. Bunlar normalde (yani normal makinelerde) “SCENE” modları arasına gizlenir, öyle değil mi? Yani hiçbir aklı başında firma bunlar için mod tekerinde yer ayırmaz. Adam gibi bunlar yerine PASM modu koysaymışsın ne olurmuş Nikon? Neyse ki V2’de bunu yaptılar. V1’in önü ve arkasında olmak üzere iki adet kızılötesi bağlantısı var, bu sayede hem önden hem arkadan uzaktan kumanda kullanabiliyorsunuz.Menüler daha da kötü.
Çekim menüsü. Şimdi V1’e bir şans daha veriyorum: Eğer en çok kullanılan fonksiyonlar menünün en başındaysa diyecem ki “neyse ki ilk bakışta bu ayarları görebiliyorsun”. Ama hayır! Nikon’a göre insanlar en çok dosya tipini, JPEG dosya boyutunu, çekim hızını (!!!) ve perde tipini (???) seçiyorlarmış!!! ISO ve ışık ölçüm yöntemleri ve beyaz ayarı için menüde daha da aşağılara inmeniz gerekiyor! Yani menüye girmeyi anladım da, en gerekli ayarları görmek için daha çok zaman harcamak gerekiyor.

Diğer menüler de aynı şekilde, yani tüm ayarları görmek için tren gibi bir menüde aşağı inmeniz gerekiyor. Nikon bu menü yapısını bırakıp bir an önce Canon gibi “her menüde tek sayfa” mantığına geçmeli, yani her menü sayfası tek sayfa olmalı.Menülerde gezinmek hızlı. Daha önce de dediğim gibi, V1 cidden hızlı bir alet. Menüler hızlı, ama gezebildiğiniz sürece! Tuşlar ve arkadaki tekerlek dandirik kompakt makine kalitesinde olduğu için, bazen sola bastığımda menüde yukarı çıkıyorum, ya da tekerlek kendi kendine oynayıp başka yerlere gidiyor. Bir alt menüye girmek için sağa basıyorum, bir de bakıyorum bir alttaki seçeneğin menüsüne girmişim! Bu her zaman olmuyor, ama normalden daha fazla oluyor. Çok makine kullandım, en ucuz Casio’da bile böyle bir sorun yaşamadım.Menülerde Türkçe seçenegi var (ama “Renk Uzayı”na “Renkli Alan” diyen, “Uzk. bğlnt. açık kal. süre” gibi şifreli tanımlar kullanan bir Türkçe). Makineyi Amerika’dan aldım. Sonuçta, menülerin mantığı ve kullanımı açısından sıralama yaparsam Canon G1X = Olympus E-PL2 , Sony NEX-5N, , , Nikon V1 diyebilirim. Özelleştirilebilirlik açısından (tuşlara görev atama veya değişik fonksiyonları farklı ayarlayabilme) da söyle: Olympus E-PL2, Sony NEX-5N = Canon G1X , , , Nikon V1 (çok virgül = fersah fersah). Ergonomisi en iyi olan ve çekim sırasında en rahat kullanılanlar G1X ve E-PL2.

Not: V1 (ve J1) yeni alındığında VR modu olarak “Active” seçili olarak geliyor. Bu mod, örneğin bir araba tepesindeyseniz, faydalı ama gündelik elde çekimlerde titreşime yol açabilir, bu yüzden burada “Normal” ayarını seçin. Peki Nikon neden böyle birşey yapmış? Bilmem, o kadar mühendisin bir bildiği vardır değil mi? Öyle değil mi? (lütfen öyle olsun)

NİKON V1: HADİ KULLANALIM

Şu ana kadar V1 incelemesi okuduysanız, tüm incelemelerin bir konuda birleştiğini bilirsiniz: V1 tam anlamıyla bir performans makinesi (birkaç eksiğe rağmen J1 ve J2 de benzer). Menülerde istediğiniz ayarları yapıp sadece tek bir modda çekerseniz (örneğin A) ve makineyi adam gibi tutabilirseniz, V1 ile çok eğleneceğinizden eminim.

OTOMATİK ODAKLAMA

V1 hibrit bir odak sistemi kullanıyor. DSLR’lardaki “phase detection” odak sistemi ve kompaktlar ve aynasızlardaki kontrast bazlı odak sistemi aynı anda var ve makine hangisini ne zaman kullanacağına kendi karar veriyor. Ortamda ışık yeterince iyiyse V1 ortalama DSLR’lar kadar hızlı odaklayabiliyor, ışık miktarı düşünce kontrast bazlı sisteme geçiyor ve hızı yavaşlıyor. Yalnız bu ikinci durumda bile odak hızı NEX-5N ve E-PL2 kadar, bazen daha iyi. Karanlıkta odaklamaya yardımcı olması için odak yardımcı ışığı var.

Gündüz çekimlerinde V1 + 10-30mm kit objektif, ortalama bir DSLR ve iyi bir objektif kadar iyi odaklıyor diyebilirim.

V1’in DSLR’lara göre bir üstünlüğü var: Odağı yakaladığı zaman, gerçekten yakalamış oluyor! Yani aman arkaya odaklamış, yok kenarı yakalamış vs.. dertleri hiç yaşamadım. Eğer “yakaladım abi, bas tuşa” diyorsa kesin yakalamıştır.

V1’in diğer aynasızlara karşı da bir üstünlüğü var: Objeyi takip etmede çok başarılı. Saniyede 10 çekime kadar objeyi takip edebiliyor ve bu performansta 40’in üzerinde JPEG çekebiliyor (bunu yapabilen makinelerden birinin Canon 1DMarkIII olduğunu söylesem?). Yeni nesil Panasonic, Olympus, Fuji ve Sony aynasızlar ilk odak yakalamada giriş seviyesi DSLR’lar kadar hızlanmış olsalar da hala odağı takip etmede dertleri var (OM-D ve yeni GH3 dahil). NEX-5R ve NEX-6’nin hibrit odak sisteminin de takipte iyi olduğunu söylüyorlar ama hala kullanıcı yorumlarını tam göremedim. Canon EOS-M’de de hibrit odaklama sistemi var, yalnız bu aletin ilk odaklamasının diğerlerinden daha yavaş olduğunu söylüyorlar.

Sonuçta, V1 ve Nikon 1 objektifleri ile odak hızında bir sorun yaşayacağınızı sanmıyorum. Hatta, belki de koşturan çocuklar ve köpekleriniz için alabileceğiniz en iyi makine diyebilirim (DSLR taşımaktan daha kolay olduğu için).

Video sırasında Nikon 1 objektifleriyle sürekli odaklama yapabiliyor. Ben videodaki odaklama hızını beğendim.

FT-1 ile otomatik odaklama

Yeri gelmişken FT-1’den biraz bahsedeyim. FT-1, Nikon 1 sistemine F bayonetli Nikon objektiflerin bağlanabilmesine yarıyor. Elinizde Nikon objektifler varsa Nikon 1 serisi makinelerde FT-1 yardımıyla kullanabiliyorsunuz.  Yaygın olarak kullanılan 18-55mm, 55-200mm, 50mm’lerin tamamı, 85mmler, tüm Nikon mikro objektifler kullanılabiliyor. Bunları özellikle yazdım, çünkü “mutlaka siteye bakın” yazsam da bazılarınız “abi 50mm ile kullanılıyor mu?” diye soracaksınız 🙂 . Yanımda 50mm f1.8D, 55mm f2.8 AI micro, AF Nikkor 80-200mm f4.5-5.6 ve Nikkor 135mm f2.8 AI var. Hepsini V1’de kullanabiliyorum.

Ek: En son Sigma 12-24mm DG HSM de denedim (ilk versiyonu, son II modeli değil), onda da otomatik odaklama çalıştı!!! Acaba elimdeki Canon bayonetli Sigma 180mm makroyu satıp Nikon bayonetlisini mi alsam? 500mm makro objektifi kullanan var mi aranızda? (180 x 2.72)

İçinde optik eleman yok. Bayağı sağlam bir malzemeden yapılmış, üçayak bağlantısı var. AF-S objektiflerle otomatik odaklama yapabiliyor ve VR’i olan objektiflerde VR çalışıyor (bunun için AF-S olmasına gerek yok). Bu aralar Amerika’da V1 ile beraber alırsanız bayağı ucuza geliyor, normalde 200$ civarı.

FT-1 adaptörü sayesinde AF-S Nikon objektiflerinde otomatik odaklama yapabiliyorsunuz demiştim. Hangi objektiflerin takılabildiğini ve hangilerinde ne kısıtlamalar olduğunu Nikon’un sitesinden mutlaka kontrol edin. Özet geçmek gerekirse:

– Otomatik odaklama sadece AF-S objektiflerde çalışıyor. Örneğin 50mm f1.8G ile 135mm bir objektifiniz oluyor (aslında olmuyor, yukarıda sebebini anlatmıştım), bu sayede çok başarılı ve otomatik odaklayan bir objektifiniz olabilir.
– AF-S objektiflerle otomatik odaklama yapsa da, bazı kısıtlamalar var. Bunlardan önemlileri şunlar: Sadece orta noktadan odak çalışıyor, sürekli odaklama yapamıyorsunuz (yani AF-C çalışmıyor), f1.4 ve f1.2 diyaframlarda dairesel bokehlerde üst ve/veya alt taraf kesiliyor, bazen “odak yaptım” deyip yapmayabiliyor, 380 gramdan daha ağır objektif takarsan makineden değil objektiften tutman gerekecek (bayonet zarar görebilir diye).

MANUEL ODAKLAMA

Nikon 1’in kendi objektiflerinde manuel odaklama halkası yok, bu yüzden manuel odağı makineden yapıyorsunuz. Odaklamaya yardımcı olması için isterseniz ekranda büyütme yapabiliyorsunuz. Ben iki kat büyütmeyi yeterli buldum. LCD ekrandan değil de elektronik bakaçtan elle odaklama daha iyi oluyor.

F bayonetli objektiflerde iş biraz daha farklı. Bu objektiflerde manuel odak halkası var. V1 bazı objektiflerde, aynen D700 ve D3 gibi üst seçiye gövdelerde olduğu gibi, odak yardımcısı olarak “yaklaş-uzaklaş” oklarını kullanıyor, böylece odak halkasını hangi yönde çevirmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Odak yakalandığında iki okun arasındaki daire yanıyor. Bilmeyenler için aşağıda gösterdim:

Yukarıdan aşağı: Odak halkasını saat yönünde çevir, odak halkasını saat yönünün tersine çevir, tamam çevirmeyi bırak artık yeter.

Bu yöntem, daha alt seviye modellerdeki “odağı yakaladım” dairesinden daha iyi çünkü alışırsanız halkayı hangi yönde çevirmeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Elimdeki 50mm f1.8D ve 80-200mm ile bunu yapabiliyorum, ama iki AI objektifte bu olay çalışmıyor.

Ayrıca, gene görüntüyü ekranda büyütüp odak yapmak mümkün. Yalnız, görüntüyü 2x’ten fazla büyütürseniz nedense bulanık görünüyor, bu yüzden ben 2x’ten fazla büyütmedim.

Keşke NEX ve Pentax K-01’deki vurgulama yardımcısı (focus peaking) V1’de de olsaydı.

PİL ÖMRÜ

V1’de D7000, D600 ve D800‘deki pilin aynısı kullanılıyor. Flaşlı çekim ömrü 350, flaşsız 400 olarak veriliyor. Ekranı kapalı halde tutup sadece gözünüzü götürdüğünüzde elektronik bakaç çalışacak gibi ayarlarsanız tahminen 500 çekime kadar gidersiniz, ben 450’yi buldum ki benzer sınıftaki makinelerin ortalamasının üzerinde bir rakam bu. Video çekerseniz 2 saate kadar pil dayanabiliyor (1080 60i).

POZLAMA

V1’de elektronik perde sayesinde 1/16,000 enstantaneye çıkmak mümkün. Mekanik perdede bu rakam 1/4,000’e iniyor.

Flaş senkronizasyonu mekanik perdede maksimum 1/250, elektronik perdede maksimum 1/60 saniye. V1, Nikon’un CLS sistemiyle uyumlu değil ve flaşları uzaktan yönetemiyorsunuz.

ISO aralığı 100-3200, ayrıca Hi1 olarak gösterilen ISO6400 var. 100-400, 100-800 ve 100-3200 aralıklarında otomatik ISO ayarı yapabiliyorsunuz. 100-1600 neden yok? Bunu Nikon’a sorun.

Otomatik ISO fena değil de, FT-1’i takınca kafayı yedi. Belki G serisi objektiflerle daha iyi çalışır ama elimdeki manuel objektiflerle enstantane hızını sürekli hatalı veriyor. Örneğin 50mm f1.8D ve 55mm f2.8 AI Micro ile sürekli 1/50 ve 1/60 saniye verdi, halbuki minimum 1/120 vermeli. 135mm f2.8 AI’de iyice saçmalayıp 1/30’lara ve hatta daha düşük değerlere geliyor, hem de daha yüksek ISO değerlerine çıkabilecekken. Örneğin 1/30 ISO100 veriyor, ISO800 ya da ISO1600’e çıkabilecekken (100-3200 seçili). Ya da 50mm ile oda ışığında 1/30 ve ISO1600 veriyor. İyi de neden 100-3200 arası var o zaman, 3200’e çıkmayacaksan?

Yani AutoISO seçeneği manuel objektiflerle pek de “Otomatik” değil. Genelde ISO’yu elle ayarladım. Nikon 1’in kendi 10-30mm objektifinde böyle bir sorun olmadı…. Ta ki ışık miktarı düşene kadar. Düşük ışıkta alet ISO’yu yükseltiyor yükseltmesine ama enstantaneyi de düşürüyor. Sabah güneş henüz doğmadan çektiğim pozlarda çok fazla sayıda 1/8-1/10 ve ISO800 gördüm. 30mm’de (84mm’ye es deger) VR olsa bile 1/8 çok düşük bir rakam, halbuki ISO’yu arttırması gerekiyordu. Tamam küçük algılayıcı yüzünden ISO’ya dayanmak istemiyorsun ama ele titreşimi daha büyük bela. En baba DSLR’ın olsun, elin titrediği anda bütün fotoğraf berbat oluyor.

Otomatik ISO ile ilgili deli saçması birşey daha var: Otomatik ISO seçili olduğu zaman ekranda (ve elektronik bakaçta) gerçek ISO değerini değil, hangi otomatik ISO ayarının seçili olduğunu görüyorsun! Yani otomatik ISO 100-3200 ayarı seçiliyse ekranda sadece ISO-A 3200 yazıyor, çekim sırasında hangi ISO’yu kullandığını göremiyorsun. V1’in hangi ISO’yu kullandığını sadece çektiğin fotoğrafa bakarsan anlıyorsun. Sürpriz!

Saniyede 60 kare çekebilen bir aletten basamaklama ya da HDR gibi güzellikler beklersiniz değil mi? V1’de hicbiri yok.

V1’in ışık ölçüm sistemleri başarılı. Aldığımdan beri pozlama telafisini çok az kullandım. Özellikle Matrix ölçüm metodu cidden başarılı. E-PL2’den daha dengeli pozlama verdiğini söyleyebilirim, NEX-5N bazı durumlarda daha iyi bazılarında daha kötü. Yalnız canlı histogram olmaması iyi değil.

“Active D-Lighing” iyi çalışıyor. Gölgelerde gürültüye neden olsa da ben sürekli açık bırakıyorum (algılayıcı boyutu yüzünden dinamik aralık biraz dar).

Picture Controls seçenekleri bildiğiniz Nikon DSLR’larındakiyle aynı. Belki standart modda beyazları biraz fazla parlatıyor gibi, ben JPEGlerde genelde Neutral seçip doygunluğu ve keskinliği arttırma taraftarıyım.

Elektronik deklanşör hiç ses çıkarmıyor, bu yüzden en çok kullandığım mod ama bazı dertleri de var. Örneğin arada “blooming” denen bir sorun olabiliyor, özellikle çektiğiniz objenin arkasından gelen ışık varsa. Ben bunu hiç yaşamadım, J1 ile daha çok olduğunu söylüyorlar. İnternette “sensor blooming” diye aratırsanız örnekleri görürsünüz.

Hello jello: İkinci sorun ise “jello effect” dedikleri şey:

Yoldan geçen bir kamyon. Makineyi sabit tuttum, kamyon geçerken çekim yaptım. Kamyonun yamukluğunu farkettiniz mi? Elektronik deklanşörün sorunlarından biri de bu. Video çekimi yapan DSLR’lar da elektronik deklanşör kullandığı için (video sırasında) “jello effect” (ya da “rolling shutter effect”) denen şeyi yaşıyorlar. Yukarıdaki de bunun bir sonucu. Mekanik deklanşör kullansam bu olmayacaktı.

Buna rağmen mekanik deklanşörü çok az kullandım çünkü yukarıdaki gibi senaryolar çok az.

V1’de zaman aralıklı çekim seçeneği var (interval timer shooting). İyi birşey, sadece çekimin ne zaman başlayacağını belirleyemiyorsunuz. Yalnız şimdi gene sormak lazım: Aralıklı seçim var da, basamaklama (bracketing) neden yok?

VİDEO

Nikon 1 serisi video da çekiyor. Valla.

Video boyutları ilginç. V1 teoride 1080@60i, 1080@30p ve 720@60p yüksek çözünürlüklü video çekebiliyor (aslında 60 değil 59,94). Bunların yanında 640×240 boyutlarında saniyede 400 kare ve 320×120 saniyede 1200 kare video da çekebiliyor (sonra bunları saniyede 29,97 karelik filmler halinde seyredebiliyorsunuz). Bir tane de 640×480 olsaydı iyi olurdu, örneğin saniyede 120 kare. 1080@60i ve 1080@30p seçeneklerinde saniyede 24Mbit kayıt yapabiliyor ve 1080 kayıt 20 dakikayla sınırlı. 720@60p’de saniyede 16MBit ve kayıt sınırı 29 dakika.

Güzel, değil mi? Evet, ama bunları sadece mod tekerinde Video modunu seçerseniz görebiliyorsunuz. Fotoğraf modunda V1 sadece 1072×720 @60p video çekebiliyor! Yazım hatası yok, filmin boyutları gerçekten de 1072×720 oluyor. Neden böyle bir kısıtlamaya ihtiyaç duymuşlar anlamadım.

Video modunda F tuşu şu işe yarıyor: Videoyu HD film ya da Ağır çekim arasında geçiş yapabiliyorsunuz.

24p seçeneği yok, bu seçenek sadece “Motion Snaphot” modunda var, orada da 1 saniyelik 60p video çekip 24p’de oynatıyor, böylece ağır çekim bir videonuz oluyor. 24p olmaması iyi olmamış sanki. Ayrıca, algılayıcı 1080@60p çıktı verebiliyor ama video seçeneklerinde böyle birşey yok.

50i, 50p ya da 25p seçeneği de yok.

Dahili mikrofon stereo. Gain ayarı yapabiliyorsunuz (Otomatik, az, orta ve çok), ayrıca rüzgar sesini azaltma seçeneği var. Dahili mikrofonu beğenmezseniz harici mikrofon girişi de var (3.5″) (J1’de ve J2’de yok). Buradaki sorun, mikrofonu takacak yer olmaması. Standart flaş bağlantısı olmadığı için Nikon’un AS-N1000 adaptörünü almanız lazım. Fiyatı çok değil ama Türkiye’de zor bulunur diye tahmin ediyorum.

Video çekerken V1 ile fotoğraf da çekebiliyorsunuz. 1080p ya da 720P video sırasında sadece 1920×1080 ya da 1280×720 piksellik fotoğraf çekebiliyorsunuz ama 1080i modunda 10 MP’lik (16×9 kırpılmış, yani 9MP civarına denk geliyor) 20 taneye kadar fotoğraf çekebiliyorsunuz ve video bu sırada duraklamıyor. Bunu yapabilen başka makine var mıdır bilmiyorum (Olympus SZ-31 yapabiliyor mesela).

Video sırasında otomatik odaklama var. Aslına bakarsanız, bazı durumlarda otomatik odaklama bir video kamera kadar iyi diyebilirim. Algılayıcı üzerinde hibrit odak sistemi çok iyi çalışıyor. İyi ışıkta objenizi ortalarda tutarsanız ya da obje arka plandan ayrıysa (renk ve/veya kontrast farkı), V1 odağı çok iyi takip edebiliyor. Burada örnek bir video var, bakmanızı tavsiye ederim. Kesinlikle NEX-5N ve E-PL2’den daha başarılı. Yeni NEXlerdeki hibrit odaklama sistemini denemedim, belki o da bu kadar iyidir.

Ve bir sürpriz: Video sırasında enstantane ve diyaframı değiştirebiliyorsun! M modunda (ve tekerlek video modundayken) aynı anda hem diyaframı hem enstantaneyi değiştirebiliyorsun. Hangi Nikon DSLR’ında böyle bir seçenek var? Şu anda D600 ve D7000’de bile yok.

FOTOĞRAF KALİTESİ

Bu konuyla ilgili birçok deneme yaptım. Yüksek ISO, düşük ISO, renkli sahne, siyah beyaz, kontrastlı sahne, hareketli sahne (koşturan yegenler), telefoto, objektiflerin VR becerisi vs.. Hepsini toplayıp şu sonuca vardım:

Hayat boş
Bırak fotoğrafı falan Eyüp Sultan’a koş

Sonuca gelmeden önce birkaç konudan bahsetmek lazım.

Nikon 1 serisinde 10 MP’lik 2.7x kesme çarpanlı CX algılayıcı var (V2’de 14MP oldu). Algılayıcı boyutu m4/3 sistemlerle kompaktlar arasında (ama m4/3’e daha yakın). Algılayıcının boyutuna ve 10MP’ye bakarsak teoride m4/3’ten düşük, kompaktlardan yüksek fotoğraf kalitesi beklenir. Ayrıca net alan derinliğini kısıtlamak için de (bokeh için diyim, daha anlaşılır olsun) bayağı geniş diyaframlara ihtiyaç var. Örneğin D800 + 100mm f2.8’deki alan derinliğini yakalamak için V1’de 37mm f1.0 objektife ihtiyaç var (Nikon 32mm f1.2 bir objektif duyurdu). 85mm f1.4 için nasıl bir objektif lazım? 32mm f??? f0.7’den daha düşük bir diyafram lazım, yani pek olası görünmüyor (Nikon’un böyle bir objektifi denediğini söylüyorlar ama görmeden inanmam). Aynı şekilde 24mm f1.4 ya da en azından f2.0 da uzak bir ihtimal gibi (en azından şimdilik).

JPEG işlemesini beğendim. Standart ayarlarda renkler güzel ve canlı, aslında doğal renklerden daha canlı ama göze hoş geliyor. Standart ayarlarda keskinlik de fena değil. Ben “Natural” fotoğraf stilini (Picture Control) kullanıyorum daha çok. Bu ayarda kontrast daha az (dolayısıyla daha fazla dinamik aralık) ve renkler gerçeğe daha yakın oluyor. Yerine göre renk doygunluğunu biraz arttırıyorum. V1 size farklı sıkıştırma seçenekleri ve fotoğraf boyutları da veriyor ama ben her zaman 10MP + Fine kullanıyorum. Dosya boyutları çok büyük olmadığı için (zaten 10MP) Fine’dan daha düşük sıkıştırma kullanmaya gerek yok.

Nikon’un D-Lighting özelliğini seviyorum. Bende sürekli açık. Gölgeleri açtığı için gölgeler biraz daha gürültülü çıkıyor ama bu sonradan düzeltilebilir.

Düşük ISOlarda JPEG-RAW farkı çok olmuyor. V1’in JPEGlerinde yeteri kadar detay ve renk var. ISO yükseldikçe RAW’dan daha fazla detay almaya başlıyorsunuz, özellikle ISO800 ve üzerinde en iyi sonuçları RAW ile aldım. Buna rağmen, normal bir kullanıcı için (ben anormal miyim?) JPEG çok yeterli. ISO1600’e kadar korunan detay seviyesi ISO3200’de bir anda bozuluyor, ISO6400 artık kompakt makinelerin ISO800-ISO1600’u gibi oluyor.

Yapay ışıkta beyaz ayarını biraz sıcak yapıyor (sarıya doğru). Bunun dışında bar-konser gibi yerlerdeki karışık ışıklar altında deneyemedim. Denediğim sahnelerde Canon G1X biraz daha iyi beyaz ayarı verdi. RAW çekerseniz sorun yok tabi.

JPEG’in yanında V1 ile 12-bitlik sıkıştırılmış RAW da çekebiliyorsunuz. RAW dosyalarını V1 ile beraber verilen View NX2 ile ya da diğer yazılımlarla (Adope Photoshop vs..) işleyebiliyorsunuz. Yukarıda dediğim gibi, ISO800 ve üzerindeki çekimlerde RAW ile daha fazla detay almanız mümkün. RAW’da ISO3200’de JPEG’e göre daha fazla detay almak mümkün, yani bu değerlerde fotoğraf çekecekseniz RAW tavsiye ederim.

Tahminimce V1 RAW dosyalarında gürültü azaltma uyguluyor. ISO400’ün üzerinde beklediğim kadar renk gürültüsü (Chrome noise) görmedim.

Peki, küçük algılayıcının getirdiği sorunlar var mi? Var tabi. Örneğin ISO100’de bile bazı sahnelerde gürültü/kumlanma görmek mümkün. Aynısını E-PL2’de de farkediyorum, ama biraz daha az. Yalnız bu gürültü/kumlanma ISO400’e kadar aynı ve hiç rahatsız etmiyor. Detaylar yerli yerinde, renklerde en ufak bir hata yok. ISO800 ve ISO1600’de artık fotoğrafta kumlanma/gürültü etkileri belirginleşiyor. Piksel seviyesine girip bakanlar rahatsız olacaklardır. Buna rağmen, Barcelona’da ISO1600’de çektiğim bir fotoğrafı A3’e bastım, ne gürültü var ne birşey, cillop gibi oldu.

Genel manada fotoğraf kalitesi Olympus E-PL2 civarında. Bazı ISO değerlerinde E-PL2 1/2 ya da 1/3 stop daha iyi gibi, yalnız ilginçtir, ISO1600 ve üzerinde V1’in JPEGleri daha iyi. İlginç değil mi? Bu boyutta bir algılayıcı için cidden büyük başarı.

Çok bakmanıza da gerek yok ama asıl fotoğraf karşılaştırmalarını sonraki sayfaya ekliyorum (henüz bitmedi). Bu kadar yazıyı okuduktan sonra V1’in imaj kalitesiyle ilgili az çok fikriniz olmuştur.

YORUMLAR

Mükemmel ama çok kötü demiştim di mi? V1 bence müthiş bir potansiyel. Nikon da bunu görüp 4 yıllık bir geliştirme sürecinin ardından V1 ve J1’i 2011 Eylül’ünde piyasaya sürdü. Yalnız bu 4 yıl boyunca sanıyorum Nikon içinde iletişimde kopukluklar oldu ki böyle garip bir ürün ortaya çıktı. Nikon 1 serisi gerçekten de türünün tek örneği.

Asağıda V1 ile ilgili yorumlarım var:

Artılar

  • Hibrit odaklama sistemi sayesinde mükemmel otomatik odaklama ve odaklanan objeyi takip etme yeteneği. Bu sayede video sırasında odaklama yeteneği de çok ileride
  • Sadece çok üst seviye DSLRlarda bulunan seri çekim yetenekleri ve dev gibi tampon bellek
  • Algılayıcı boyutuna göre çok iyi imaj ve video kalitesi
  • İyi sayılabilecek pozlama ölçümü
  • JPEG çıktılarında tonla detay var, ve renkler Nikon DSLRlarla aynı
  • 12MP’lik m4/3 makineler kadar iyi. Renkleri çok iyi koruyor ve gürültü azaltma algoritması çok gelişmiş. ISO3200’de nedense V1’in JPEGleri bana daha iyi gibi geldi. İlginç…
  • Elektronik bakaç olması bir artı, ve bakaca rağmen boyutları çok büyük değil (V1 çıktığında elektronik bakacı olan en ufak değiştirilebilir objektifli gövdeydi)
  • Çok iyi pil ömrü ve D800 ve D7000’le aynı pili kullanıyor
  • Sağlam metal alaşımli gövde
  • Elektronik ve mekanik perde sistemine sahip.  1/16.000’e kadar enstantane verebilen elektronik perde sistemi hiç ses çıkarmıyor. Bu sessizlik ve süper sessiz objektiflerle beraber Nikon 1 sistemi iyi bir “sessiz ortam” sistemi olabilir. V1 + 85mm f1.4G iyi gider mesela
  • 1080i video sırasında videoyu durdurmadan 20 taneye kadar 9MP’lik fotoğraf çekebilme
  • Stereo mikrofon ve harici mikrofon bağlantısı
  • 2.7x kesme çarpanı sayesinde FT-1 ile süper telefoto objektife ihtiyacınız yok: Nikon 55-200mm VR AF-S ile ucuza 150mm-540mm VR objektife sahip olabilirsiniz, hem de odaklama hızından ödün vermeden! Eski 135mm f2.8 AI’yi 360-370mm objektif olarak kullanabilmenin verdiği haz apayrı! Mevcut 100-400, 200-400 ve 80-400 objektiflerin aslında 360mm civarında olduklarını düşünürseniz müthiş birşey (inanmayan araştırsın).
  • Algılayıcıda toz azaltma (dust reduction) sistemi var (J1’de yok)
  • J1 veya J2 ile ilgili: Eğer koşuşturan çocuklarınizı ya da köpeğinizi çekmek istiyorsaniz bence şu anda en iyi seçim bu aletler (kedi için söz veremiyorum, ona Leica lazim 🙂 ). Uygun fiyata yakalarsanız alın derim. 3-5 ayar yaptıktan sonra menüye hiç girmeden herşeyi J1/J2’ye birakarak çekim yapabilirsiniz. Emin olun o boyda bu kadar hızlı odaklayan ve hızlı çekim yapan makine yok. m4/3ler ilk odağı yakalamada iyiler ama sonra takip edemiyorlar

Eksiler

  • İlk çıktığında saçma sapan bir fiyat. Şu anda V2 de acayip bir fiyattan satılıyor ki kesinlikle almanızı tavsiye etmem. V1 için Nikon Amerika’da çok büyük kampanyalar yaptı. Neden? Çünkü bütün V1ler elinde kalmıştı, stoğu eritmek için böyle garip indirimler yaptılar. Ben ilk satış fiyatının yarısına aldım ki, kargo+vergi ile bile ilk fiyatına gelemedi (fiyata FT-1 dahil!)
  • Olmayan ergonomi. Bu aleti tasarlayanlar gerçekten ellerine alıp kullandılar mı merak ediyorum. Sen fahiş fiyata bir alet satacaksın, sonra tutamaç için 120$ daha isteyeceksin öyle mi? Belki Canon’un objektif kapaklarını tasarlayan ekibi kiralamışlardır, bilemiyorum…
  • Berbat menü ve tuş dizilimi. Nikon kompaktlarını kullanmak daha kolay ve zahmetsiz. İnsan “en azından” bir ISO tuşu koyar değil mi? Ya da dokunmatik ekran olsa bu kadar şikayet olmazdı mesela. Ya da F tuşunu gerçekten “fonksiyon” tuşu yapsan elinde mi kalırdı? Ya da, ya da… Ulan o mod tekeri ne öyle? 4 yaşındaki yeğenim daha fonksiyonel birşey yapardı!

  • Bu sağlam gövdeye bu kıytırık tuşlar konur mu? P500’ün tuşları daha oturaklı beyaa…
  • Dahili flaş yok, harici flaş için de ayrıca para vermeniz gerekiyor. J1’e flaş koymuş adam V1’e neden koymaz hayret. Neyse ki V2‘de koydular (ama bu da V1 sahiplerine koydu, di mi ama Nikon?)
  • LCD ekran sabit. Sabit LCD ekrana artık kuşlar bile gülüyor
  • Ufak algılayıcı boyutu. Tamam telefotoda biraz avantajı var ama APS-C algılayıcılı modellerle imaj kalitesinde baş edemiyor. Gerçi düşük ISO’da gene basabaş ama hem yüksek ISO’da geride kalıyor hem de APS-C modellerin en düşüğü 16MP
  • Yanlış otomatik ISO uygulaması. En azından minimum enstantane’yi biz belirleseydik
  • 24p videonun olmaması, ve yavaşlatılmış videonun düşük çözünürlüğü (640×480 nerede?)
  • Fotoğraf modundaki video tam 720p değil, ayrıca oranı 3:2 ve 1920×1080 video çekemiyorsunuz. Neden? Sebebi vardır tabi de, o kadar mühendis ne yapıyor Nikon’da? Diğer markalar nasıl becerebiliyor bunu?
  • Odaklama vurgusu (focus peaking) yok. Ne yapalım, NEX bizi şımarttı 🙂
  • Böyle bir makineye iki filtre atsan olmaz miydi? Örneğin cross-process ya da Olympus’un Dramatik efekti gibi?
  • Az objektif seçeneği. Hala süper-geniş açı yok (duyurulmasına rağmen). Ayrıca, J2 ile beraber duyurulan 11-27,5mm objektif nedir öyle yahu? Hiç duyurulmasaymış daha iyiymiş
  • Müthiş çekim hızına rağmen basamaklama, panorama ve HDR yok
  • Harici flaşı alsanız bile diğer Nikon flaşlarını kablolu-kablosuz kontrol edemiyorsunuz. Bazıları Pocket Wizardlarla cambazlık yapıp becermişler ama değmez, gidip D3100 al cek daha iyi
  • Fotoğrafı çektikten sonra çektiğin fotoğrafa 2sn bakmak zorundasın, ve bunu iptal edecek bir ayar yok! İlla deklanşöre yarım basıp o ekranı kapatman gerekiyor
  • Çekerken histogram göstermiyor, illa çektikten sonra bakacaksın
  • Sıkıştırılmış ve 12-bit RAW dosyaları. Ayrıca ISO800 ve üzerinde RAWlarda bile gürültü azaltma uygulanıyor

ÇOK KONUŞMA, V1’I BEĞENDİN Mİ BEĞENMEDİN Mİ ONU SÖYLE?

Tek başına V1’i beğendin mi?

Beğendim tabi, hem de beğenmedim. 900$’a kesinlikle alınmaz ama yarı fiyatına bence en alınabilecek gövdelerden biri. Bir kere, istediğin zaman fotoğraf çekmesi ve müthiş tepki hızı çok iyi. 10MP bana çok yeterli ve fotoğraf kalitesi yeterince iyi (bir D7000 değil elbet). Şu anda İstanbul’da evde bıraktığım 28-300mm VR’i kullanma hayalleri kuruyorum. G1X + V1 + 28-300mm ile çekemeyeceğim çok az şey olur (her zaman çok geniş açı kullanmıyorum).

Peki G1X mi V1 mi?

Daha ağır takılıyorsan, fotoğrafların üzerinde daha çok düşünüyorsan G1X. Odaklaması biraz yavaş, seri çekim hızı düşük vs.. ama 14-bitlik RAWlari, kocaman algılayıcısı, 14MP, güzel harici kontroller ve hareketli LCD çok büyük artılar.

Hız farkını şöyle söyliyim, G1X ile odak yapıp çekip ikinci çekimi yapana kadar V1 ile fotoğrafı çekmiş, üzerine iki sahne daha çekmiş oluyorsunuz.

Peki fiyat? Hmmm. Şu anda G1X’in Amazon fiyatı V1’in 2 katı. Gerçekten DSLR imaj kalitesi 2 kat farka değer mi, buna ben değil senin kesen karar vermeli.

Olympus E-PM1/E-PL3 ya da Panasonic GF3/GF5 mi V1 mi?

Gene amacına bağlı olarak değişir. Ufak çocuklarım olsa V1’i seçerdim. Elektronik bakaç da avantaj: m4/3 gövdelere ayrıca bakaç alıp takman lazım, bu durumda boyutları biraz büyüyor ve taşımak biraz dert oluyor. Video konusunda sanki V1 biraz daha önde. Bunun dışında, m4/3 sisteminin objektif seçenekleri çok üst düzeyde, ayrıca E-PL3’te hareketli, Panasonicler’de dokunmatik LCD var ve özelleştirilebilirlik ve kullanım kolaylığı m4/3 gövdeler tarafında avantaj. Fotoğraf kalitesi olarak benzer diyebilirim.

“Sanki” gönlüm E-PL3’e kayıyor gibi, ama gene de emin olamıyorum. Panasonic GF serisi hoşuma gitmiyor.

Olympus E-PM2/E-PL5 mi V1 mi?

Vurmayın ama “Gene amacına bağlı olarak değişir” demem lazım. Hareketli çekimler için gene V1 önde, yalnız yeni nesil Olympuslar’daki algılayıcı OM-D’deki 16MP’lik algılayıcı olduğu için imaj kalitesinde daha öndeler. Ayrıca E-PL5’te hareketli ve dokunmatik LCD var.

Bu durumda fiyat on plana çıkıyor. V1 çok ucuz, hatta J1’den bile daha ucuz (şu anda Amazon fiyatı 372$!!!). E-PL5’in şu anki fiyatı 700$ civarı, E-PM2 de 600$. Ve bunlara elektronik bakaç ekleyeceksin. Hmmm.. Zor seçim, değil mi? Bu durumda bütçeye göre karar verin bence. 372$’a V1 gerçekten çok uygun.

Panasonic G3 mu V1 mi?

G3 şu anda 400$ civarı (Amazon), yani fiyat olarak yakınlar. G3’ün daha iyi algılayıcı, dokunmatik hareketli ekran gibi avantajları var. Ayrıca ergonomisi ve menüleri 5 kat daha iyi (ya da V1’inki 5 kat daha kötü diyim). İkisinde de elektronik bakaç var. Buna karşılık V1 biraz daha ufak, daha hızlı ve seri, ayrıca JPEG işlemesi daha iyi (G3 JPEGlerde çok fazla gürültü azaltma yapıyor, ne kadar ugraşsan da).

Bilemiyorum Corç, ben G3 derdim sanki. Senin için odaklama hızı önemliyse V1 de üzmez.

V2 mi V1 mi?

V2’yi alma dememiş miydim? Demiştim…

G15/P7700 mu V1 mi?

Canon G15 de Nikon P7700 de ileri seviye kompakt makineler. İyi ve geniş diyaframlı objektifleri, çok başarılı harici kontrolleri ve kompaktlar için iyi sayılabilecek imaj kaliteleri var. Boyut olarak çok çok farkları yok, V1 biraz daha büyük sayılır.

V1 gene hızı ile ön plana çıkıyor, yalnız bu durumda imaj kalitesinde de ileride. V1’in algılayıcısı ikisinden de çok büyük (yaklaşık 3 kat yüzey alanı var). Ayrıca fiyat olarak şu anda V1 müthiş uygun. Ben olsam bundan sonra G ya da P serisinden birşey almam (G1X haricinde), Nikon 1 serisi varken. Artık ileri seviye kompaktların en az 1″ algılayıcıya sahip olması lazım, 1/1.7″ olanların fiyatlarının daha azalması gerekli.

Yani? Şu anki fiyatıyla V1 al. Eğer V1 piyasada yoksa ya da (Türkiye’de olduğu gibi) pahalıysa J1 ya da J2 de olur.

Sony RX-100 mu V1 mi?

Gene zor soru (Sony hayranlari üzülecek ama…). RX100’de 20MP 1″ algılayıcı var, ve dediklerine göre Nikon 1’deki 10MP’lik algılayıcı kadar iyiymiş. Objektifi de 28-100mm f1.8-4.9, yani V1’in kit objektifinden daha geniş diyaframlı ve odak mesafesi biraz daha fazla, buna rağmen RX100 cebe girecek kadar ufak.

Sony şu anda V1’in neredeyse 2 katı daha pahalı, G1X seviyesinde fiyatı var. Bu durumda RX100’ün tek avantajı cebe girmesi kalıyor. “Ufak bir çanta taşımak bana koymaz” diyenler G1X alsın, “hız önemli ve 10MP bana yeter, ayrıca o kadar para veremem” diyenler V1 alsın.

Bence buradaki olay G1X – V1 seçimi gibi: Daha yavaş odaklama ve seri çekim, ama daha çok detay (20MP) size uyacaksa RX100 daha iyi seçim. Yalnız, RX100’un objektifinin 50mm’den sonra kenarlara doğru (en köşelerde değil) çok bozulduğunu söylüyorlar, bunu da akılda tutmak lazım.

Bu yazıyı yazmam 3 hafta civarı sürdü! Araya birçok gezi ve iş girdi, inşallah bu yüzden çok kopuk şeyler yazmamışımdır.