Konuk Fotoğrafçı Şener Hayat, “Sokakta Hayat Var”


“Türk Nikon Konuk Fotoğrafçı” serimiz ile sizleri fotoğrafa gönül vermiş birbirinden değerli fotoğrafçılarla buluşturmaya devam ediyoruz. Yazımızın başlığından da anlayacağınız gibi bugünkü konuğumuz bir sokak fotoğrafçısıŞener Hayat.

Şener Hayat, Türk Nikon takipçileriyle fotoğrafa bakışını, onun için neler ifade ettiğini kendine has güzel anlatımıyla ve tabi ki fotoğraflarıyla da süsleyerek paylaşıyor olacak. Özellikle fotoğraf çekmeye yeni başlayanlar için çok sayıda mesajın yer aldığı yazımızı beğeniyle okuyacağınıza eminiz. Öncelikle kendi kaleminden Şener Hayat‘ı tanıyor ve ardından güzel kareleriyle sizleri başbaşa bırakıyoruz.

1986 yılında Bursa’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Bursa’da tamamladıktan sonra üniversite için 2004 yılında İstanbul’a taşındım. İstanbul Üniversitesi’nin hareketli, renkli ve de aksiyonlu Edebiyat Fakültesi’nin sakinlerinden biri oldum. İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Şu anda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde İşletme bölümünde yüksek lisans tez çalışmamı yürütüyorum. Sosyal Medya konusu üzerinde çalışıyorum. Aynı zamanda meslek olarak tercümanlık yapıyorum.
Fotoğrafa ilgi duymam küçük yaşta oldu. Ortaokula gittiğim senelerde evimizdeki Kodak filmli makinayla fotoğraf çekmeyi severdim. O makineyle çektiğim ve yıkattığım fotoğraflar hala duruyor. Ama burada olmadıkları için maalesef paylaşamıyorum. O makineyle en güzel kareleri 2004’te gittiğim Kapadokya gezisinde çekmiştim. O zamanlar fotoğrafa ilgimden ötürü bir yaz evimize yakın bir fotoğrafçı dükkanında çalışmak istemiştim, ama olmadı. Küçücük çocuk ne işimize yarayacak dediler herhalde:-) Liseye gittiğim yıllarda dijital kompakt makineler çıkmaya başlamıştı. Fotoğraf çeken cep telefonları çıkınca fotoğraf makineleri tüketici sınıfında çok ilgi görmedi o zaman. İlk defa 2006 yazında kendime dijital makine almıştım. O zaman da fotoğrafla ilgili teorik bilgilerim yoktu ama, aldığım makineyi kurcalaya kurcalaya, “şu -1/3 ‘ü yapınca gökyüzü daha az patlıyor” , “şu WB denen şeyi Daylight yapınca renkler daha güzel çıkıyor” şeklinde tespitlerle kendi çapımda bir şeyler öğrenmiştim. Kontrol manyağı olmanın bir getirisi. 🙂

Fotoğraf konusunda ufkumun genişlemesi ise, daha önce fotoğrafla uğraşmış olan bir abimin tetiklemesi ile oldu. O zamana kadar fotoğraf benim için gündelik, sıradan, sadece anı için kullanılan bir şeydi. Hatta o zamanlar yazdığım bir yazıdan alıntı yapayım; “Fotoğraf çekeyim diye dışarı çıkan birisi değildim”. Ancak bu tetiklemeden sonra fotoğraf ayrı eve çıktı ve kendi başına bir hobi oldu 🙂 Elime alıp kullandığım ilk DSLR, kız arkadaşımın kullandığı Canon 450D olmuştu. Daha sonra Pentax K10D kullandım. Ama “bu benim” dediğim ilk makine Nikon D80 oldu. Bu da 2011 yılının başlarına denk geliyor. Pentax ile devam etmemiş de olsam, K10D’nin ekipman zevkimi belirlemesi açısından bende önemli bir yeri var.

DSLR’ı gören arkadaşlarımın ilginç tepkileriyle karşılaşmıştım. “Daha büyüğü yok muydu”, “kocamanmış o çok eski bişey galiba”, “LCD ekranından çekilmiyor mu neden ufacık yerden bakıyon?” gibi 🙂 Ama en güldüğüm de, D80’in perde sesini duyan bir arkadaşımın “kanka ne o çatırt diye ses çıkarıyo, bozuk mu?” diye sorması olmuştu 🙂

Bu noktadan sonra hem ekipman, hem bilgi, hem de fotoğraf yazılımları konusunda hızlı bir ilerleme oldu. Etrafımda bana bu konuda öğretmenlik yapabilecek insanları tabiri caizse “sömürdüm” 🙂 Üzerimde emekleri vardır. Bir noktadan sonra kendim kopup gittim. İşim dolayısıyla sürekli bilgisayar başında olduğum için de imkanlarım öğrenmeye uygundu. Hiç kursa gitmedim. Ama bilgisayar başında okumak, pratikte edindiğiniz tecrübe kadar olmuyor. Örneğin altın oranı bilmekle bunu dışarıda ilginç bir enstantaneyi yakalarken uygulayabilmek aynı şey değil. Bu daha karmaşık şeyler için de geçerli. Pratik yapmak ve sık sık fotoğraf çekmek bence bu işi öğrenmede çok önemli, çünkü pratik yapmadığınızda teorik bilgilere ve muhabbetlere takılıp  kalıyorsunuz; hobinin kendisi bunlar oluveriyor.

Fotoğraf çekmek kadar fotoğraf ekipmanına da ilgim var. Bu da teknolojiye olan ilgimden kaynaklanıyor. Beni tanıyan insanlara sorarsanız, fotoğraf makineleri teknolojiye olan ilgimin bir koluydu sadece. Bu ilgiden dolayı bir süre hızlı ekipman değiştirdim. Nikon, arada bir Pentax ziyareti (Pentax candır:-) derken son durak Nikon D700 oldu. Aslında yaptığım iyi bir şey değil, yani aslında ekipman kullanmaktan çok fotoğraf konusunda tecrübe kazanmak gerekir. Ben de bana sorulduğu zaman bu şekilde cevap veriyorum. Ama fotoğraf sonuçta bir hobi işi. Hobi konsepti tamamen subjektif bir konu olmakla beraber, hobinizden zevk almıyorsanız, maddiyat elverdiğince, gerek öğreni, gerek ekipman bazında bu işi daha zevkli hale getirmeniz gerek diye düşünüyorum. Ama ekipman değiştirmenin, getirdiği heyecanla birlikte fotoğrafı bir nebze gerilettiği de bir gerçektir. Makine aynı makine, ama ilk elinize aldığınızla 2 ay sonra çektikleriniz arasında fark oluyor.

Şu anda Nikon D700 ile birlikte 35mm f/2 lens kullanıyorum. Başka bir ekipmanım yok, flaş, filtre kullanmayı sevmiyorum. Tabi ki almak istediğim bazı lensler var.  FF’ geçiş istediğiniz ekipmanları almayı bir nebze zorlaştırıyor. Ya da erteliyor diyelim.

2011 yılı başlarında fotoğraf hobisine girmemle birlikte, belirli bir zamanda “ben ne çekmek istiyorum” noktasına geldim. Bu noktaya geliyorsunuz çünkü eğer spesifik bir kategoride fotoğraf çekmek için bu işe başlamadıysanız, fotoğraf çekmeyi öğrenene kadar deniz, vapur, bina, simitçi vs. klişe konuları bitirmiş oluyorsunuz ve tıkanma oluyor. Ben de bunu düşünerek ve fotoğraf izleyerek geçirdiğim bir dönemden sonra, en çok ilgimi çeken şeyin sokaktaki hayat olduğunu fark ettim. Bu noktada sosyal konulara ilgi duymamın etkisi de vardır. Bu şekilde, insanların birbirleriyle ve çevreyle olan etkileşimleri çıkış noktam oldu. Daha sonra çektiğim fotoğraflarda hep o “izlemeye değer” anları yakalamaya çalıştım.

Sokağı bitirmeniz imkansız, her gün, hatta her an yeni bir şeyler yakalama şansınız var.

Zamanla insanın etrafındaki öğeleri de fotoğrafıma katmaya başladım. Galiba ilgim “izlemeye değer enstantaneler” ‘den “izlemeye değer sahneler” ‘e kaydı. Ya da evrimleşti. Ansel Adams’ın “You don’t take a photograph, you make it” (Fotoğrafı çekmezsiniz, fotoğraf yaparsınız) sözü de bu konuda etkili olmuş olabilir.

Bunun dışında içerik olarak daha basit olan, sadece renkler, dokular veya derinlikten ötürü gözüme hoş gelen fotoğraflar da çekiyorum. Her fotoğrafta “bir şeyler anlatmalıyım” kaygısı taşımıyorum.  “Her fotoğrafımı beğendirmeliyim” düşüncesi, sizin benzersiz fotoğraf gözünüzü kör edebilecek, tehlikeli bir düşünce. Takdir edilmek, beğeni almak tabiki hoş bir durum. Ama önce kendi kendinizi takdir etmeniz gerekiyor. 🙂
turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-2

Soğuk, yağmurlu ve de rüzgarlı bir sonbahar günü. Kadıköy’de bir arkadaşımı beklerken çektiğim bir fotoğraf. Bunu çok sevmemin sebebi, soğuk renklerin ve yağmurun bana o an yaşadığım atmosferi hissettirmesi. Kendisi beni biraz bekletmişti, ben de biraz donmuştum da…

Ayrıca bokeh sevdiğim doğrudur. 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-3

Uzayan tramvay yolculuğunda can sıkıntısından yaratılan gerçek-süblim arası bir kare. Mevcut öğeler olan ışıkların renkleri, camın iki tarafındaki yağmur ve buğu ile tramvaya yeni binen kişinin getirdiği yağmurdan böyle bir görüntü çıktı 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-4

Kadrajım biraz dar kalmış da olsa (bkz: prime lens kullanmanın kötü yanları), en sevdiğim fotoğraflarımdan. Babasının yanında giden çocuk simitçiyi gördüğü andan beri ona kaçamak bakışlar atıyordu. Ben de konuyu vizöre intikal ettirip parmağım deklanşörde beklemeye başladım. Sonunda böyle bir enstantane çıktı 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-6

Flickr’da yayınladığım bu fotoğrafın altına “günün sıradan köşelerinde dahi ne renkler var” gibi bir yorum gelmişti. Doğru bir gözlemci, zira bu sahneyi o düşünceyle çekmiştim. Bu sahnenin aslında oldukça alelade bir anı yansıtırken aynı anda renkli bir ortam sunması hoşuma gitmişti.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-9

Bir siluet denemesi. Oldukça sade bir fotoğraf, ancak siluetteki mutlak siyah ile gökyüzünün turuncusu arasındaki kontrast çok güzel olduğu (olacağı) için durup bir fotoğraf çekmek istedim. Sonra en beğendiğim fotoğraflarımdan biri oldu. Tabi güneşle bulutlar üst üste binmeseydi iyiydi 🙂 ama bu haliyle de ilginç oldu.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-10

Sokak fotoğraflarına ilk adım attığım zamanlardan bir kare. Sanırım istediğim şekilde yakalayabildiğim ilk enstantane olmuştu. “Kestaneci” ‘nin bulunduğu ortamdan, insanlardan ve işinden soyutlanması, ellerini bağlayıp uzaklara dalması, tezgahından yüzüne vuran altın sarısı ışık gözümde güzel bir sahne oluşturdu. Belki yorgunluktan, belki bıkkınlıktan, belki de işler iyi gidiyor diye keyiften, ya da “ah şu hatun bende olaydı” diye daldı gitti 🙂 Bakan nasıl görüyorsa. Zaten fotoğrafı güzel yapan bir yan da bakan kişiye bir iç görü yaptırmasıdır diye düşünüyorum.

Ya da adam öylesine bakmış işte, niye anlam yüklüyorsun 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-11turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-26

Uçar çekmeye merak sarmıştım. Ama İstanbul’da herkes martı fotoğrafı çektiği için martı konulu fotoğraflar biraz sıkıcı oluyor. Farklı bir şeyler çıkarabilir miyim diye uğraşırken çektiğim fotoğraflardan biri. Bursa’dan dönerken Topçular feribotunda çektiğim bir kare. Senkronize martılar beni izler gibiler. Diğer fotoğraf ise Kadıköy’de çektiğim, akşam güneşinin sarılığını alan bir  martı …

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-12

Beyefendi el yapımı da olsa yüzündeki keyifli ifade çok hoşuma gitmişti. Sanki amcamız çalarken öylece dondurmuşlar gibi 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-13

Taksim’de yakaladığım bir enstantane. Aslında amacım eğilip, babasıyla birlikte yürüyen kızı yatay bir kadrajda çekmekti. Böyle bir an beklemiyordum Ancak kızın bir anda dönüp sokak çalgıcılarına bakması ile alelacele fotoğrafı çekmem bir oldu; çok daha değerli bir an yakaladım. Bir eliyle babasını bırakmaması, korktuğu anda babasına sarılacakmış gibi dururken attığı kaçamak bakış bu sahneyi izlenir yaptı 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-14

Bu da “konuşlanıp” beklediğim anlardan biri 🙂 Turist kadınla dondurmacı arasında güzel bir diyalog vardı. Tabii diyalogdan kastettiğim dondurmacının külah ve dondurmayla türlü şakalar yapması, turistin de her şakayı yemesi şeklinde gelişiyor. En sonunda dondurmacının “bak koyuyorum dondurmayı sıkı tut” şeklindeki ifadesi, kadının “bu sefer şakayı değil dondurmayı yiycem” diye dondurmayı pürdikkat izlemesi güzel bir enstantane oluşturdu 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-15

Aynı akşamdan başka bir an. O akşam dondurmacılardan gitmişim 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-17

Normalde manzaraya pek ilgi duymuyorum. Açıkçası manzara türünü pek beceremediğimi düşünüyorum. Ama bazen insanın gözüne gözüne kendini sokan görüntüler oluyor. 🙂 Galata Köprüsü’nün bu fotoğrafını ilkin köprünün üst kısmını da alacak şekilde çekmiştim. Beğenmedim. Sonra köprünün üst kısmının değil, sudaki yansımaların daha ilginç olduğunu düşünüp yeniden çektim. Bu fotoğrafı sevmemin başka bir sebebi de insanın gözünü uzaklara doğru götüren çizgilere sahip olması.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-19

Muhabbetli-geyikli bir Taksim gecesini bitirdikten sonra yalnız eve dönerken, otobüste çektiğim bir fotoğraf. Yalnız eve dönüşlerin yarattığı burukluk, gecenin sessizliği, uzatmaları oynayan günün durgunluğu gibi anlık hisleri bana yansıtan bir sahne olmuştu. Bana bunları hatırlatıyor. Belki de o anda bunları düşündüğüm içindir. İzleyenlere nasıl hitap ediyor bilmiyorum. 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-27

Fotoğrafı hobi edinen çoğu insanın kedileri model yaptığı, ya da konu sıkıntısı çekince sağdaki-soldaki kedilere sardığı olmuştur 🙂 Benim şansım da bu keratayı beslemem oldu. Burada yaptığım sadece elimi uzatıp ilginç bir şey yapmasını beklemek olmuştu. Konusu basit ve de oldukça eforsuz çekilen bir fotoğraf 🙂 Ancak yakaladığım enstantane itibarıyla en sevdiğim fotoğraflarım arasına girdi.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-30

Bursa Osmangazi Alt Geçidi’nin çarşı çıkışı. Fotoğrafa şimdi baktığımda, biraz daha yavaş bir enstantane kullanıp klasik “leke” görüntüsünü de yakalayabilirmişim diye düşünüyorum. Yine de, “sahne” gözüne geçiş yaptığım zamanın ilk örneklerinden olması bakımından değerli bir fotoğrafım. Doğru kadrajı bulabilmek için 5-6 tane fotoğraf çekmiştim. Galata Köprüsüne benzer çizgileri olan bir fotoğraf, dolayısıyla sevdiğim bir fotoğrafım.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-33

Mutluluğun resmini çizebilir misin? Belki de fotoğrafını çekebilirsin 🙂 İlk defa sokak ve gece fotoğraflarına merak sardığım zamanlarda çektiğim bir kare. Yürürken çekme hatasına düştüğüm için netlik kaybı var. Yine de, yakaladığım güzel anlardan biri.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-34

Bu da pratik eksikliğine kurban giden başka bir favorim. Buradan çıkarılabilecek sonuç; AF-C kullanmak her zaman iyi değildir. 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-36

“Beni çek” diye kendisini insanın gözüne sokan görüntüler oluyor. Eğer İstanbul’un popüler öğelerinden ise çoğu zaman “bunu herkes çekiyor” diye geçip giderim. Bu fotoğraf biraz istisna oldu aslında, çünkü içerisinde insan veya canlı bir öğe bulunmayan fotoğraflar bana çok şey ifade etmiyor. Dolayısıyla böyle sahnelere de ilgi duymuyorum. Ancak bu fotoğraf “sıradanlaşmış bir konuda fark yaratabilir miyim” düşüncesinin bir ürünü oldu.

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-37

Üzerinden uzun süre geçmiş olsa da zevkle izlediğim bir kare. Yakalamak istediğim “izlemeye değer” anlardan biri. 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-42

Bu fotoğrafı Karaköy tünelde tramvaya giderken çektim. Bu sahnenin önemi, insanı ve çevresini beraber resmetme fikrini ilk defa burada uygulamış olmam. İlk andaki düşüncem çellocunun sol tarafına geçip arkasına derinlik verecek şekilde çekmekti. Ancak duvardaki mesaj gözüme ilişti. Bir deneme yaptım. Bazı şeyler gözünüze sokulmadan göremiyorsunuz. 🙂

turknikon_konuk_fotografci_sener_hayat-43

“Social documentary” türünde, derin bir içerik arzetmeyen fotoğraflar çekmeyi, hayatın sıradan anlarını izlemeyi seviyorum. Bu fotoğraflar için “belden fotoğraf çekme” tekniğini kullanmak gerek. Bu tekniği uygulamaya çalıştığım bir günde çektiğim onlarca fotoğrafın arasından, güzel denebilecek 2-3 kare çıktı. Bu da onlardan biri. Bu tür fotoğraflarda örnek aldığım birçok fotoğrafçı var, ancak güncel isimlerden en sık olarak Thomas Leuthard’ı takip ediyorum.


  • Hüseyin Tuna

    Anlatım ve paylaşımlarınız için teşekkürler 🙂